15-Haziran-2006
Tiyatro Eleştirmenliğinin Dinamikleri Ve İdeolojisine Bir Bakış– Üstün Akmen Örneği
Tekst dramaturgisi, yönetmenin bu dramaturgiyi nasıl algıladığı ve yorumladığı, sahneye nasıl taşıdığı,oyun içeriğini gösterge düzeyine nasıl ve ne biçimde çıkardığı, oyunculuk tasarımı,oyunculuklar, ışık, müzik ve dekor tasarımları…
Tiyatro sanatının eleştirisiyle ilgilenen insanların, üzerinde yürümeye çalışacakları temel dinamikler bunlardır. Bu yol, sanatsal süreçlerin temellerinin anlaşılması ve anlatılabilmesi açısından zaruridir. Bu çerçevenin dışında kalan tüm düşüncelerin, görüşlerin, sübjektif olmak, keyfi olmak, yanlı ve yanlış olmak hatalarına düşmeleri kaçınılmazdır! Bu ise, tiyatro bilincinin, bir bilimsel ve sanatsal süreç olarak olgunlaşmamış ortamında, birbirimizin sanatsal ürünleri hakkında yorum yaparken, kişisel hırslara, kırgınlıklara, hasetlere yol açacak düşünüşler içinde bulunmamızı maalesef kaçınılmaz kılacaktır.
Bu doğrultuda sayın Akmen’in rejisini yaptığım ,Trabzon Şehir Tiyatrosu’nun Barut Fıçısı adlı oyunu ile ilgili ,söz ettiği, eleştiri potansiyeli taşıyan ve fakat henüz eleştiri düzeyine ulaşamamış düşüncelerine yönelik,bir takım açıklamalarda bulunmak gereğini duyuyorum.Bu gereklilik hem bizatihi oyuna ilişkin eleştirmen bakışının eleştirisini içerecek ve bu yolla genel manada eleştiri kurumuna yönelik nosyonlar barındıracak.Umarım yerli yerinde anlaşılır.
Öncelikle sayın Akmen’in oyunla ilgili eleştirisini eş zamanlı bir değerlendirmeye tabi tutacağım.
Yergi değil , yerginin temellendirilmesi eleştiride ustalığı gösterir.
W. HİNDERER
Oyunu sahneye Trabzon Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Mesut Yüce koymuş.Koyarken ne yalan söyleyeyim,metindeki karakterlerin sürekli gerginliğini,yıllardır dostluk içinde yaşamış o gergin insanları; her an karşı karşıya gelmeye hazır dostlukların altını yeterince çizememiş…
Oyun eleştirisi, bir yargı (yergi) cümlesiyle başlıyor. Şimdi bu yargı’yı sübjektiflikten kurtaracak,ona nesnel bir zemin kazandıracak olan dizilim şöyle olmalıdır. Eleştiri için oyunun ,metin karşılığı (metnin konusu) anlatılacak, söylemi (teması) bildirilecek ve oyun metninin , rol kişilerinin ,hem kendileriyle ve hem de birbirleriyle olan ilişkileri ‘ kavramsal’ düzeyde tespit edilecek.( Gergin insan tanımı ,bilimsel bir tanım değildir.) ve sonra da yönetmenin bu olguyu sahneye nasıl taşıdığı(yorum) anlatılacak ve bunun üzerine eleştiri cümlesi kurulacak..
Hiç bir eleştirmenin kaçırmaması gereken noktadır.Oyuna ilişkin olumluluk ya da olumsuzluklardan bahsederken,onların sebeplerini bilimsel,disipliner bir zeminde anlatacaksınız ki ,biz de eleştirinizin mahiyetini,eleştiri kurallarına uygunluğunu anlayabilelim.Eleştirmenliğin dayandığı asal noktayı saklayıp,bir imtiyazınızın! (yorum özgürlüğü) olduğunu düşünüp buna göre, daha baştan hüküm vermek, yargı bildirmek, doğru değildir.
Yugoslavyanın acı gerçeğini,toplumun ruhsal ve psikolojik çöküşünü,Hitlerden sonra Avrupadaki bu en iğrenç savaşın nedenlerini slayt gösterisi aracılığıyla vermeyi yeğlemiş.
Slayt’ın oyun içindeki konumu bu anlatımı kapsayan ve önemlisi onu aşan bir mahiyettedir.( Bunu oyunun yönetmeni olarak benim vurguluyor olmam ,benim değil eleştirmenin ayıbı olarak anlaşılmalıdır.) Bu slayt-oyun diyalektiğinin ve onun mahiyetinin idrakinde olmayan,slayt’ı, sanki oyunun başında gösterilen ve biten bir reklam sunumu olarak gören eleştirmen,derinliksiz algısını ‘ acı gerçek,iğrenç savaş’ gibi tanımlarla toplumsallaştırmaya çalışıyor.( Bu konuya son bölümde değineceğim.)
Slayt’lar tabloların başlangıcında ,tablo aralarında ve tabloların sonunda dahi kullanılıyor. Slaytlarda kullanılan dil ve anlatım, Yugoslavya örneğini kendine konu edinen ve fakat bu örnekten yola çıkarak evrensel bir siyasal -sosyal düzlemin eleştirisini yapan,oyunun tablolarını (karakterlerini ve durumlarını) bu eleştirisine örnek gösteren ve oyunun sonunda bugünkü,Irak,Afganistan,Filistin işgallerinin de aynı zeminde olduğu sebebine ve aynı durumlara yol açacağı sonucuna varan bir politik üslupta kullanılıyor.Hasılı yukarıdaki Akmen tanımı,bu düzlemin bir küçük parçası,ve yorumun da..Ki sayın Akmen de oyunu bu küçük parçadan takip ediyor. Böyle olduğu için ne izlediği oyunun konusu hakkında bilgi veriyor ne de yoruma ilişkin bir algısı var.
Uzun slayt gösterisi tempoyu sınırlamış
Olabilir.
Hiç yoktan nedenlerle sille tokat dövüşen,birbirlerine silah çeken,sefalet ve umutsuzluktan sıyrılma uğraşındaki balkan halkına ilşkin,hafif çiklet vermeye başlayan Beşinci ya da bilemediniz altıncı. Öyküden sonra ,ilginçliğini yitiren öyküler,sahne temposu da olmayınca sıkıcılığa mahkum olmuş.
Oyunu hem izlerken ve hem de eleştirisini yaparken,andığım seviyeden bakan ,oyunda yeni bir şey göremeyen ,tüm ilgi ve algısını oyunun temposunda bulmaya çalışan eleştirmenin ,zaten yargıyla başlayan yazısı, gene içi boş yargılarla devam ediyor. Tüm bir oyun sürecini tempoya indirgemiş olduğu için, slaytlarla birlikte tabloların nasıl ele alındığının farkında olmadığı için ,öykülerde ilginçlik arıyor.Televziyondan alışık olduğumuz gibi,çok ilginç bişeyler olacak ki ilgimizi çeksin.Örneğin birinin göbeğinden kamyon geçecek, beri ki ağzından alev püskürtecek…
Şarap şişesi yerine votka
Doğru bir algı ,eleştirmen elbette bu tür ,ilgi alanı içinde bulunan hataları bizlere anlatacak.
Mesut Yüce’nin çaresizlikten başvurduğu ve oyuncuların ataletiyle daha da battallaşan oyunda zorunlu olarak uyguladığı black out larla…
Reji’de black out , tabloid yapıya uygun ,belge sunumuna dayalı ,olgu- olay diyalektiği içinde , oyun konsepti ve tasarımına uygun olarak kullanılmıştır.
Bir oyun eleştirisinde ,içeriği ve buna bağlı olarak biçemi anlayamayan eleştirmenin başvurduğu kestirmeci yollardan biri.Yönetmenle bir çaresizlik paylaşıyormuşçasına,sanki onu anlıyormuş da ,napsınmışçasına,oyunculara yada oyuna kara çalıcı yargılarda bulunamazsınız. Bir hata varsa bunu en açık dille ,ortaya koyacaksınız.Eleştiriyi onun sorumlusu kişiye yapacaksınız,havaya değil.Çaresizlik ne demek ?
Tablo bitiyor oyuncu bekliyor,tablo başlıyor oyuncu gene bekliyor…
Bunu da ciddi bir hata olarak ele alıyorum.Oyuna yönelik bir tamalgı oluşturamayan eleştirmen ,bu tür noktaları haddinden fazla abartıyor ve bunu bir alay malzemesi niteliğine büründürüyor.
Oyunculuklara gelecek yıl oyunlarını izleme olanağı bulursam dokunurum…
Hangi oyunu izlediyseniz o oyunun oyunculuk eleştirisini yazacaksınız.
Bir eleştirmenin kaçınması gereken, en önemli nokta. Ahkam kesmek için elinde yeterli veri yok,içerik bilgisi yok ,biçem bilgisi yok ama haddini aşmak için dalalet var. Bu ,hamasete ve kırgınlıklara yol açacak nitelikte abesle iştigal..Hocalık yapmaya kalkmayacaksınız.Böyle bir kalkışmanız olacaksa da bunu,andığım o bilimsel zemin üzerinde ,nesnel, objektif kalarak, hak edeceksiniz.
Akmen eleştirisi oyunun müzik,ışık,dekor tasarımlarına ilişkin bir bakışı da içermiyor…
Sanıyorum bu kadarı yeterli.Şimdi buraya kadar ki noktaları tekrar gözden geçirecek olursak,
Tekst dramaturgisi, yönetmenin bu dramaturgiyi nasıl algıladığı ve yorumladığı,sahneye nasıl taşıdığı,oyun içeriğini gösterge düzeyine nasıl ve ne biçimde çıkardığı,oyunculuk tasarımı,oyunculuklar,ışık,müzik ve dekor tasarımlarının …bir eleştirmenin üzerinde yürümesi gereken zaruri yollar olduğu sanıyorum anlaşılıyordur.Akmen’in yazısı bu konulara değiniyormuş gibi yapıyor fakat , değinemiyor.Üstün körü,özensiz,kestirmeci ve eleştirmen olarak uyması gereken kurallara uymuyor.
Tiyatro Eleştirmenliğinde İdeoljik Karakter
Ülkemizde kültürel –sanatsal alanda ve özel olarak tiyatro alanında hem ödenekli sanat kurumları ve hem de özel ,amatör tiyatrolar düzeyinde , kalite, nitelik,vasıf gibi kavramlardan gittikçe uzaklaşmaya başladığımız bu dönemlerde,tiyatro eleştirisinin payı tahminlerden daha büyüktür.Bir sanatsal değer, hem özeleştiri ve eleştiri düzeylerinden uzakta tutulduğunda ,ya da eleştiri kendi,zorunlu dinamiklerini taşımadığında ,ürettiğimiz sanat da piyasaya ve onun içi boş değer yargılarına teslim olmakla karşı karşıya kalıyor. Orijinal bir tiyatro estetiği üretememiş ülkemiz sanatı, egemen batı kültürü ve sanatını taklit ettiği gibi, maalesef tiyatro eleştirisi de yine küresel sistemin değer yargılarını taklit ve takip etmekten öteye gidemeyen ve maalesef çoğu zaman, bunu da başaramayan bir kimlik içinde kalıyor.
Bu kimlik karmaşası dünyanın da içinde bulunduğu felsefi,siyasal,kültürel (postmodernist) karmaşaların bir tezahürü olarak var.Şimdi yine bir tiyatro oyunu ve onun,Üstün Akmen tarafından yapılan eleştirisi! üzerinden, eleştirmenlik ve onun ideolojik karakteri hakkında örnek vermeye çalışacağım.
Bilindiği üzere sayın Akmen sosyalist bir gazete olan Evrensel ‘de yazıyor. Buradan şu sonuca ulaşmak sanıyorum yanlış olmayacaktır.Sayın Akmen sosyalist dünya görüşünü hem siyasi ve hem de kültürel ,sanatsal olarak kendisine yol seçmiş bulunuyor.Eğer bu vargımız doğru ise ,siyasi alandaki sosyalist görüşlerinin ,kültürel ve sanatsal alanda da mevcut ,baki olması gerekmez mi? Sanıyorum öyle olması gerekir.Sosyalist bir siyasal, sosyal algı doğal olarak ,kültüre ve sanata da aynı zeminden bakmayı gerektiren bir ciddiyet ve zorunluluk taşımalıdır.Bu zorunluluk elbette kendi dünya görüşünün eleştirisini de içerecektir ve fakat zemin değişmez,bu minvalde kendisini konuk ettiğimiz Karadeniz Tiyatro Festivalindeki oyunlara yaptığı yorumlar örnek olacak düzeyde!.En çarpıcı örneği vereceğim.
Çin Sanghay Dramatik Sanatlar Merkezi tarafından festivalimize konuk olan’ Köpeğin Yüzü ‘adlı oyundan ve sayın Akmen’in bu oyunu algılamasından kısaca söz edeceğim;
Oyunu burada anlatmayacağım, fakat konumuzla ilgili olduğu için oyundan örneklerle yetineceğim.Başlangıçta hepimizin Tom ve Jerry’ nin hikayeleri olarak bildiğimiz çizgi filmlere atıfta bulunan Çinli oyuncular,buradan yola çıkarak, köpeklerin tavşan yakalama uğraşı gibi çizgi film animasyonlarından faydalanan bir yolla hikayelerine başlıyorlar,oyun gittikçe bu köpeklerin sahipleriyle olan ilişkisini anlatmaya yöneliyor,köpekler getirdikleri her büyük av karşılığı daha az kemikle ödüllendiriliyor!( çok emek ,az ücret) ve yine buradan gittikçe insanlaşan köpekler , sosyal koşulları , yol ,ulaşım sıkıntıları,iş ortamlarında yaşadıkları yoğunluk,çalışma saati ve yoğunluğu bağlamında tasvir ediliyor. Tüm bu yaşantısal sıkıntılarla patron karşısına çıkan (köpek) insanlar( teknolojik işçiler), patrondan emekleri karşılığı yine kemik! alıyorlar.Çinli oyuncular bu kartondan yapılma kemikleri ortadan ikiye ayırdıklarında karşımıza ne çıkıyor tahmin edin.Kemiklerde, Türkçe, sosyal güvenlik ,işsizlik,düşük ücret gibi acaip ! şeyler yazıyor. Tüm salon bu ve buna benzer tüm göstergeleri öylesine sıcak karşıladı ki, alkışlar koptu.Neyse politika yapmayalım değil mi ?!
Çin Sanghay Dramatik Sanatlar Merkezi nin oyununa yönelik Üstün Akmen eleştirisi ,oyunu festivalin en çağdaş oyunu olarak yorumlayan,yabancı konuklar tarafından okunsaydı acaba nasıl karşılanırdı? Şimdi örnek olması açısından Oyunla ilgili Üstün Akmen yorumunu buraya aktarıyorum
Çinlilerde Umduğumu bulamadım
Festivalin son iki gecesinden birinde izlediğimiz Şangay Dramatik Sanatlar Merkezi doğrusu bende ciddi anlamda hayak kırıklığı yarattı.Yönetmen He Nian, Nick Yu nun yazdığı,Köpeğin Yüzü ‘ nü büyük ölçüde simgelere başvuarak ve ezgi,sözsüz oyun sanatlarından yararlanarak sahnelemeye çalışmıştı,ama bu çalışmaya kimse tiyatro diyemezdi.Nian’ın çalışmasında sessiz sinemadaki içerik ile oyuncuların kinestetik performansları arasındaki bire bir ilşki bile tutmamıştı.Karakterlerin fazla kaçan fiziksel ifadeleri,belirgin hareket motifleri,bu çocuk oyunu niteliğindeki çalışmaya tüy dikti.Alkışlarken bunları yazabilmek için içimin içine sığmadığını duyumsadım..
Üstün Akmen ne oyunun konusundan,ne bu konunun nasıl anlatıldığından ne de oyunun politik tutumundan haberdar.
Burada sorun ne olabilir? Bir eleştirmen üzerinde bulunduğu,dayandığı eleştiri disiplininden bu kadar uzaklaşabilir mi? Bir oyun tüm içeriğinden ,konusundan,temasından,yönetmenin yaptığı yorumdan,ışık tasarımından,dekor tasarımından,müzik tasarımından bu kadar keyfice , ayrı tutulabilir mi? .
Maalesef içinde bulunduğumuz egemen siyasal süreçler,egemen bir sanatsal formasyona bizleri tabi kılıyor ve tabi eleştirmenlerimizi de .Bir sosyalist gazete yazarı , andığım oyunun ne anlattığından bihaber olduğu için ,okuyucusu da bihaber. Bu oyunu izlememiş olsaydım bu eleştiriden bir sonuç çıkaracağımı sanmıyorum. Oyunun estetik değerlerinin böylesine disiplinden yoksun ve keyfice değerlendirilişinin yanı sıra ,oyunun içerdiği toplumsal sosyal değerlerin ve muhalefetinin de böylesine bir kayıtsızlıkla karşılanışı , yok sayılışı, birlikte düşünülmesi gereken ( eleştiride ideolojik tutum),çok önemli sonuçlar doğurduğunu sandığım bir mahiyet taşıyor.
Şu kadarını söyleyeyim,sosyal toplumsal düşünüşlerimizi,kültürel-sanatsal üretimin dışında ve bunlardan bağımsız düşünmek çabası bizi bir yere götüremez, ancak bizi işimize yabancılaştırır.
Bu yabancılaşmadan tiyatro sanatıyla ilgili her tür kategorinin korunabilmesi
için,sayın Akmen’in yazarlığını yaptığı gazetenin, üzerinde durduğu değerlerle birlikte düşünmek zorundayız,,,
Evrensel değerlerle …
Mesut Yüce
Trabzon Devlet Tiyatrosu Sanatçısı
TŞT Genel Sanat Yönetmeni
TİYATRO VE ÖTESİ
Modern insan geleneksel kurumları yıkmayı değil, onları daha sağlam ve daha az çelişkili temeller üzerine yeniden kurmayı arzular.Friedrich Hebbel-Werke
15 Haziran 2006 Perşembe
3 Nisan 2005 Pazar
Bölge Tiyatroları'nda Sanatsal Perspektif Üzerine
03-Nisan-2005
Öncelikle sayın İskender Altın'a, Bölge Tiyatroları’nı konuşma (
yazışma ) konusu yaptığı için teşekkür etmek istiyorum. Bilindiği
üzere Devlet Tiyatroları mevzubahis olduğunda bölgeler dikkate şayan
bir görüntü sergilemiyorlar ya da bölgede görev yaptığımız için
bizlere öyle geliyor ! Devlet Tiyatroları bütününün parçalarını teşkil
etmekte olan Bölge Tiyatroları hakkında, sayın İskender Altın'ın
değindiği konuları da kapsayacak şekilde kısaca görüşlerimi sunmak
isterim.
Her ne kadar yeni yasayla ilgili düzenlemelerin gündemde
oluşu meseleyi zamanlama açısından çok cazip kılmıyor olsa da, bölge
mensuplarının kendileriyle alakalı ve keza kendileri olan konuya
duyarsız kalmamaları gerekir.
Bölge Tiyatroları’nda Sanatsal Perspektif
Bir yapının, özel anlamıyla bir kurumun yönetsel
kategorisiyle(örn;dt yöneticiliği,müdürlük )yönetsel olmayan(
yönetici olmayan sanatçı) kategorisi birbirine eş tutulamaz,
tutulmamalıdır. Lakin yapı, kendisini belirleyen,kendisine yön
veren,yöneten süreçleriyle işlerlik kazanır. Devlet Tiyatroları
örneğinde, başta Genel Müdürlük olmak üzere, bölgelerde yöneticilik
yapan sanatçılar genel anlamıyla Devlet Tiyatrolarının ve
bölgelerinin sanat perspektifini kurgulamalarından, oluşturmalarından
ve sürdürmelerinden sorumludurlar! Herhangi bir yanlış anlamaya yer
olmayacak şekilde ve tereddütsüz bu sorunun ilk ve en önemli muhatabı
bölgelerde ‘yöneticilik yapan’ sanatçılardır. Velhasıl konunun sayın
İskender Altın'ın yazısında pek net görünmeyen öznesini belirlemiş
bulunuyoruz. Bu nokta itibariyle yazıya konu olan '' bölgelerde
sanat perspektifi nasıl olmalı ?'' sorusunu( eğer kendilerine bu
soruyu muhatap alıyorlarsa) cevaplayacak olan sevgili
arkadaşlarımız,ağabeylerimiz,büyüklerimiz olan yönetici sanatçılardır.
Şimdi bölge çalışanları olarak üzerimizden sanat perspektifi
yapmamış olmaktan kaynaklanan suçluluk duygularından kurtulabilir (!)
konuya giriş yapabiliriz.
Tiyatro okullarından karşılıklı yardımlaşma, paylaşma, anlaşma gibi yaşantısal değerlerle mezun olan sanatçılar, profesyonel çalışma şartlarının zorlu ve bireye dönük formasyonu dolayısıyla okullarında öğrendikleri ve yaşantıladıkları
bu değerleri reel hayata adapte etmekte zorlanmaktadırlar zira
içinde bulundukları yapı( işlerini yaparken değil belki(sahne) ama
yapacakları işin ne olduğuna,nasıl olması gerektiğine karar veren
süreçlerle iletişimlerinde) zaten onlardan böyle bir yaklaşım
beklememektedir. Sözünü ettiğimiz okul değerlerinin kabaca
siyasetbilimdeki karşılığı demokrasi diye bildiğimiz anlayıştır.
Bugünkü haliyle yönetim biçimi açısından DT'nin demokrasiyle
yönetilmediği herkesin malumudur! Böyle bir yapıda sanatçıların hele
bölgelerde yaşayanlarının ( Bölge deyimini, ekonomik,siyasi,kültürel
açıdan ‘gelişmemiş’ yerler olarak okuyunuz ) kendilerini ve sanatlarını
geliştirebilmek için ne yapmaları gerektiği, bölge sanatçıları için de
bir merak konusudur. Bu noktaya ilişkin sayın İskender Altın'ın
önerdiği aktivasyonlar elbette önemlidir.(İstanbul’a gitme,seminerlere
katılma,burs isteme) Ancak konumuzun ana fikrini kaybetmemek açısından
bu önerileri ‘ikincil değerler’ olarak kabul etmek
durumundayız. Bölgelerde sanat perspektifi yaratmada,oluşturmada
yönetici olmayan sanatçılar ne yapmalıdırlar ?
Anlaşılacağı üzere amaç, bölge tiyatrolarında bir benlik
duygusu, düşüncesi yaratmak olmalıdır.Bunun da önkoşulu bölge
çalışanlarının kendilerini yönetebilmelerinin yolunu açmaktır. Onlara
bu sorumluluğu tanımaktır. Nedir bu sorumluluğun koşulları; ilkin Bölge
Tiyatroları’nın yöneticilerinin seçilmeleri gerekir. Bu seçme seçilme
işi tek boyutlu görülmemeli yönetim, sadece Genel Müdürlük’te olduğu
gibi müdür,m.yrd,ve önemlisi sanat yönetim kurulu şeklinde
oluşturulmalıdır. Bu tür bir yapılanma olmadan,bölge çalışanlarına
kendilerini yönetebilme, denetleyebilme imkanı ve sorumluluğu
tanınmadan ve bölge çalışanları için de, bu sorumluluk
alınmadan, sorumluluk paylaşılmadan ve bu sorumluluk yönetilmeden
bölgelerde iddia, amaç, hedef gibi kavramlardan
söz edilemez,söz edilmemelidir !
Böyle bir düzenleme sonucunda bölgede görev yapan sanatçılara
sanat anlayışlarının ne olduğu sorusu sorulabilir, öneriler
sunulabilir, daha önce bölgelerde görev yapmış ya da yapmakta olan
büyüklerimiz tavsiyelerde bulunabilir, yön gösterebilir. Şu an ki
haliyle bölgelerde görev yapan sanatçılara bu tür sorular sorulurken
dikkat edilmelidir. Az önce değindiğim profesyonel hayat görüşü ve
bölgede yaşıyor olmak gerçekliği bu soruları kişiler bağlamında belki
meşru kılabilir fakat bir üstkimlik tanımlamasıyla, bölge sanatçıları
olmalarıyla yüklenecekleri bir ağırlık değildir. Asıl manada
eyyamcılık kendini bu şekilde göstermektedir, varbulunmayan bir
iymserlik, yardımseverlik, paylaşımseverlik ortamını varsayıp, bunun
üzerine; (bölgede görev yapan sanatçı yetkisiz,görevsiz ve
sorumsuz ,yöneticileri karşısında etkisiz ,nötralize edilmiş,yalnızca
memurin kanununa göre hareket ettirilen bir kişilik formuna
uydurulmuş olmasına rağmen) ‘e hadi niye bişeyler yapmıyorsunuz ?
yahut,şartlar böyle olabilir önemli olan kendinizi gheliştirmenizdir ‘
deyip bir hayal dünyasına gark ettirmek bölge çalışanına ulaşacak bir
mesaj değildir! Lakin bölgelerin merkeze olan uzaklığı kilometreleri
bulmaktadır. Bölgeler üzerine yapılacak herhangi bir konuşmanın
içeriği varsayımların ötesinde rasyonel olmak zorundadır. Eğer
Devlet Tiyatroları’nın bu ülkenin sanat gündemini belirleyen bir kurum
olduğu savunuluyorsa, kurumun bölgelerde görev yapan genç
çalışanlarına özen gösterilmelidir, onlara yol göstericiliği yapacak
insanların bu sorumluluk ve bilinçle hareket etmeleri gerekir. Ve bu
bilinç, meseleye, bireyleri ( sanatçıları ) deyimi mazur görün, gaza
getirmeye çabalamakla değil , onların içinde bulundukları sistemi,bu
sistemin koşullarını ve bu koşulların işler olup olmadığını
sorgulamakla mümkündür!
Sanat Perspektifi denilen şeyden ne anlıyoruz?
Herkesin malumu olduğu üzere üniversitelerin tiyatro bölümlerinde
Sanat Perspektifi nasıl oluşur? Bir sanat perspektifi oluştururken
nelere dikkat etmeliyiz? gibi sorulara yanıt olacak dersler
okutulmamaktadır.Keza okulunu bitirip Devlet Tiyatroları ailesine
katılan birinin sanat perspektifi ile ilgili bilgilendirilmesini
Devlet Tiyatroları kendine görev edinmemiştir. Bir zamanlar
yapılageldiği söylenilen çarşamba toplantılarının, kurum içi eğitim
faaliyetlerinin artık söz konusu edilmediği düşünülürse, Bölge
Tiyatroları’nda görev yapan sanatçılar bu lanet perspektifi nereden
öğrenecektir ? İlkin, İskender Altın'ın belirttiği üzere kişisel ilgi
alanlarımızı artırarak,çeşitli burs olanaklarını
kullanarak.İkincileyin ise ve çok büyük bir oranda geleneksel
yöntemimize sadık kalarak! Zanaatçıların en önemli öğrenme metodunu
uygulayarak,söz dinleyerek,nasihat
dinleyerek , benzeterek,öykünerek! Bu öğrenme metoduna göre,sanat
perspektifi; yapılagelendir.Olagelendir,zaten yapılmaktadır.Üzerine
düşünülmesine gerek yoktur.
1- Bölgelerde, yukarıda anlatıldığı şekliyle yönetsel yapılanma diye
bir olgu bulunmadığı için, ne bölge yaşantısını , ne de bu yaşantıyı
meydana getiren ideolojik, tarihsel, coğrafi, demografik özelliklerini
anlama yönünde bir biraradalık, bir çaba, mevcuttur! Böyle
olunca, bölgedeki sanatsal perspektif bizden daha büyüklerin o bölge
ile ilgili geçmiş deneyimlerine ve ‘merkez insiyatifinin onayına’
bırakılmıştır. Ve bu onayda bölgeyi anlama girişimi, saydığımız
özellikler bağlamında namevcuttur. Çünkü Devlet Tiyatroları
merkezi,teoride, bölgelerini kendinden farklı görmemektedir!
2- Böylece öncelikle Devlet Tiyatroları’nın bölgesi olması açısından
kendisiyle, daha sonra sayılan nosyonları açısından yaşadığı
bölgesiyle organik bir bağ kuramamış olan Bölge Sanatçıları’nın ve
yönetiminin; Sanat Perspektifi olarak anılan düşüncesinin vücut
bulduğu alan olarak repertuar yapımına değinebiliriz. Her ne kadar
Devlet Tiyatroları’nın repertuar belirlemeye ilişkin bir yazılı
yönergesi, kuralları, kıstasları olmasa da , yöntem basittir ve ayrım
nettir:
Klasik oyunlar,çağdaş oyunlar,yerli oyunlar,yabancı oyunlar.Bu
Kategoriler, dışarıdan bakıldığında bir fikir bildiriyor olabilir ancak
Sanat Perspektifi diyerek andığımız olgu, sanırım bundan daha farklı
bir bakış istemektedir bizlerden. Seçim aşamasında oyun; bir oyun
olarak değil, bir ideoloji, felsefe, dünya görüşü olarak vardır ve
sınıflandırma yapılacaksa bu göstergeleriyle anlaşılmaya ve
anlatılmaya çalışılmalıdır! Örnek olması açısından; bölgemizde kadın
oyunları deyiminden, içinde kadın sanatçıların sayıca bol olduğu
oyunlar anlaşılır,absürd ve avant-gard oyunlar tiyatronun
profesyonel yapıda olduğu ileri sürülerek kabul görmez!
3- Genel anlamıyla Devlet Tiyatroları’nda var bulunmayan özeleştiri
Mekanizması, Bölgeler’de daha fazla yoktur. Sergilenen oyunlara ilşkin
Düşünceler, susarak ve beğenerek dile getirilir! Eleştiri safhası da
yine mevcut geleneksel anlayışta olduğu gibi yoktur. Bölge, merkeze
turne yapmışsa orada değerlendirmeye tabi tutulabilir ya da
tutulmayabilir. Kısaca üretimin niteliğine ilişkin fikir sahibi olunup
olunmaması önem arz etmemektedir!
4- Repertuara alınan oyunları kimlerin sahneleyeceğine ilişkin
seçimler de yine Sanat Perspektifi anlayışında bulunması gereken
şartlardandır. Devlet Tiyatroları merkezi bu konuda bize yardımcı
olabilir.Rejisör kadrosunda bulunan sanatçıların sayın İskender
Altın'ın deyimiyle, ‘hangilerinin doğru hangilerinin yanlış yönetmen
olduğu değerlendirmelerine’ göre, bölgelere tavsiyede bulunulması
Bölge Sanatını besleyecek bir unsur olabilir.
Nihayetinde
Bölgelere ilişkin bir değerlendirme yapacak olurken, Bölge
Tiyatroları’nın sorunlarının Devlet Tiyatroları’nın sorunlarıyla
‘birlikte’ düşünülmesi gerekliliğinin;
Genel olarak Devlet Tiyatroları’nın, özelde Bölge Tiyatroları’nın
‘demokratik’ bir yapılanmaya ihtiyacı olduğunun;
Genel olarak Devlet Tiyatroları’nın konumuz olan Sanat Perspektifi’nden
ne anladığını çalışanlarına açıklaması, anlatması gerekliliğinin (kurum
içi eğitim bağlamında)
Sanat Perspektifi olgusunun, bölgelerde, merkezde taşıdığı anlamdan
‘farklılık’ gösterebileceği gerçekliğinin;
Bölge Tiyatroları çalışanlarının bu ülkenin geleceğinin sanatçıları
olacağının ve bugünkü anlayışın ‘yarını kurgulamaya’ dönük bir yapıda
olması gerekliliğinin, farkında olunması gerekir.
Diğer bölgelerden arkadaşların da konuyla alakadar olacaklarını
düşünüyor,sayın İskender Altın'a tekrar teşekkür ediyor ve
saygılarımı sunuyorum.
MESUT YÜCE
Öncelikle sayın İskender Altın'a, Bölge Tiyatroları’nı konuşma (
yazışma ) konusu yaptığı için teşekkür etmek istiyorum. Bilindiği
üzere Devlet Tiyatroları mevzubahis olduğunda bölgeler dikkate şayan
bir görüntü sergilemiyorlar ya da bölgede görev yaptığımız için
bizlere öyle geliyor ! Devlet Tiyatroları bütününün parçalarını teşkil
etmekte olan Bölge Tiyatroları hakkında, sayın İskender Altın'ın
değindiği konuları da kapsayacak şekilde kısaca görüşlerimi sunmak
isterim.
Her ne kadar yeni yasayla ilgili düzenlemelerin gündemde
oluşu meseleyi zamanlama açısından çok cazip kılmıyor olsa da, bölge
mensuplarının kendileriyle alakalı ve keza kendileri olan konuya
duyarsız kalmamaları gerekir.
Bölge Tiyatroları’nda Sanatsal Perspektif
Bir yapının, özel anlamıyla bir kurumun yönetsel
kategorisiyle(örn;dt yöneticiliği,müdürlük )yönetsel olmayan(
yönetici olmayan sanatçı) kategorisi birbirine eş tutulamaz,
tutulmamalıdır. Lakin yapı, kendisini belirleyen,kendisine yön
veren,yöneten süreçleriyle işlerlik kazanır. Devlet Tiyatroları
örneğinde, başta Genel Müdürlük olmak üzere, bölgelerde yöneticilik
yapan sanatçılar genel anlamıyla Devlet Tiyatrolarının ve
bölgelerinin sanat perspektifini kurgulamalarından, oluşturmalarından
ve sürdürmelerinden sorumludurlar! Herhangi bir yanlış anlamaya yer
olmayacak şekilde ve tereddütsüz bu sorunun ilk ve en önemli muhatabı
bölgelerde ‘yöneticilik yapan’ sanatçılardır. Velhasıl konunun sayın
İskender Altın'ın yazısında pek net görünmeyen öznesini belirlemiş
bulunuyoruz. Bu nokta itibariyle yazıya konu olan '' bölgelerde
sanat perspektifi nasıl olmalı ?'' sorusunu( eğer kendilerine bu
soruyu muhatap alıyorlarsa) cevaplayacak olan sevgili
arkadaşlarımız,ağabeylerimiz,büyüklerimiz olan yönetici sanatçılardır.
Şimdi bölge çalışanları olarak üzerimizden sanat perspektifi
yapmamış olmaktan kaynaklanan suçluluk duygularından kurtulabilir (!)
konuya giriş yapabiliriz.
Tiyatro okullarından karşılıklı yardımlaşma, paylaşma, anlaşma gibi yaşantısal değerlerle mezun olan sanatçılar, profesyonel çalışma şartlarının zorlu ve bireye dönük formasyonu dolayısıyla okullarında öğrendikleri ve yaşantıladıkları
bu değerleri reel hayata adapte etmekte zorlanmaktadırlar zira
içinde bulundukları yapı( işlerini yaparken değil belki(sahne) ama
yapacakları işin ne olduğuna,nasıl olması gerektiğine karar veren
süreçlerle iletişimlerinde) zaten onlardan böyle bir yaklaşım
beklememektedir. Sözünü ettiğimiz okul değerlerinin kabaca
siyasetbilimdeki karşılığı demokrasi diye bildiğimiz anlayıştır.
Bugünkü haliyle yönetim biçimi açısından DT'nin demokrasiyle
yönetilmediği herkesin malumudur! Böyle bir yapıda sanatçıların hele
bölgelerde yaşayanlarının ( Bölge deyimini, ekonomik,siyasi,kültürel
açıdan ‘gelişmemiş’ yerler olarak okuyunuz ) kendilerini ve sanatlarını
geliştirebilmek için ne yapmaları gerektiği, bölge sanatçıları için de
bir merak konusudur. Bu noktaya ilişkin sayın İskender Altın'ın
önerdiği aktivasyonlar elbette önemlidir.(İstanbul’a gitme,seminerlere
katılma,burs isteme) Ancak konumuzun ana fikrini kaybetmemek açısından
bu önerileri ‘ikincil değerler’ olarak kabul etmek
durumundayız. Bölgelerde sanat perspektifi yaratmada,oluşturmada
yönetici olmayan sanatçılar ne yapmalıdırlar ?
Anlaşılacağı üzere amaç, bölge tiyatrolarında bir benlik
duygusu, düşüncesi yaratmak olmalıdır.Bunun da önkoşulu bölge
çalışanlarının kendilerini yönetebilmelerinin yolunu açmaktır. Onlara
bu sorumluluğu tanımaktır. Nedir bu sorumluluğun koşulları; ilkin Bölge
Tiyatroları’nın yöneticilerinin seçilmeleri gerekir. Bu seçme seçilme
işi tek boyutlu görülmemeli yönetim, sadece Genel Müdürlük’te olduğu
gibi müdür,m.yrd,ve önemlisi sanat yönetim kurulu şeklinde
oluşturulmalıdır. Bu tür bir yapılanma olmadan,bölge çalışanlarına
kendilerini yönetebilme, denetleyebilme imkanı ve sorumluluğu
tanınmadan ve bölge çalışanları için de, bu sorumluluk
alınmadan, sorumluluk paylaşılmadan ve bu sorumluluk yönetilmeden
bölgelerde iddia, amaç, hedef gibi kavramlardan
söz edilemez,söz edilmemelidir !
Böyle bir düzenleme sonucunda bölgede görev yapan sanatçılara
sanat anlayışlarının ne olduğu sorusu sorulabilir, öneriler
sunulabilir, daha önce bölgelerde görev yapmış ya da yapmakta olan
büyüklerimiz tavsiyelerde bulunabilir, yön gösterebilir. Şu an ki
haliyle bölgelerde görev yapan sanatçılara bu tür sorular sorulurken
dikkat edilmelidir. Az önce değindiğim profesyonel hayat görüşü ve
bölgede yaşıyor olmak gerçekliği bu soruları kişiler bağlamında belki
meşru kılabilir fakat bir üstkimlik tanımlamasıyla, bölge sanatçıları
olmalarıyla yüklenecekleri bir ağırlık değildir. Asıl manada
eyyamcılık kendini bu şekilde göstermektedir, varbulunmayan bir
iymserlik, yardımseverlik, paylaşımseverlik ortamını varsayıp, bunun
üzerine; (bölgede görev yapan sanatçı yetkisiz,görevsiz ve
sorumsuz ,yöneticileri karşısında etkisiz ,nötralize edilmiş,yalnızca
memurin kanununa göre hareket ettirilen bir kişilik formuna
uydurulmuş olmasına rağmen) ‘e hadi niye bişeyler yapmıyorsunuz ?
yahut,şartlar böyle olabilir önemli olan kendinizi gheliştirmenizdir ‘
deyip bir hayal dünyasına gark ettirmek bölge çalışanına ulaşacak bir
mesaj değildir! Lakin bölgelerin merkeze olan uzaklığı kilometreleri
bulmaktadır. Bölgeler üzerine yapılacak herhangi bir konuşmanın
içeriği varsayımların ötesinde rasyonel olmak zorundadır. Eğer
Devlet Tiyatroları’nın bu ülkenin sanat gündemini belirleyen bir kurum
olduğu savunuluyorsa, kurumun bölgelerde görev yapan genç
çalışanlarına özen gösterilmelidir, onlara yol göstericiliği yapacak
insanların bu sorumluluk ve bilinçle hareket etmeleri gerekir. Ve bu
bilinç, meseleye, bireyleri ( sanatçıları ) deyimi mazur görün, gaza
getirmeye çabalamakla değil , onların içinde bulundukları sistemi,bu
sistemin koşullarını ve bu koşulların işler olup olmadığını
sorgulamakla mümkündür!
Sanat Perspektifi denilen şeyden ne anlıyoruz?
Herkesin malumu olduğu üzere üniversitelerin tiyatro bölümlerinde
Sanat Perspektifi nasıl oluşur? Bir sanat perspektifi oluştururken
nelere dikkat etmeliyiz? gibi sorulara yanıt olacak dersler
okutulmamaktadır.Keza okulunu bitirip Devlet Tiyatroları ailesine
katılan birinin sanat perspektifi ile ilgili bilgilendirilmesini
Devlet Tiyatroları kendine görev edinmemiştir. Bir zamanlar
yapılageldiği söylenilen çarşamba toplantılarının, kurum içi eğitim
faaliyetlerinin artık söz konusu edilmediği düşünülürse, Bölge
Tiyatroları’nda görev yapan sanatçılar bu lanet perspektifi nereden
öğrenecektir ? İlkin, İskender Altın'ın belirttiği üzere kişisel ilgi
alanlarımızı artırarak,çeşitli burs olanaklarını
kullanarak.İkincileyin ise ve çok büyük bir oranda geleneksel
yöntemimize sadık kalarak! Zanaatçıların en önemli öğrenme metodunu
uygulayarak,söz dinleyerek,nasihat
dinleyerek , benzeterek,öykünerek! Bu öğrenme metoduna göre,sanat
perspektifi; yapılagelendir.Olagelendir,zaten yapılmaktadır.Üzerine
düşünülmesine gerek yoktur.
1- Bölgelerde, yukarıda anlatıldığı şekliyle yönetsel yapılanma diye
bir olgu bulunmadığı için, ne bölge yaşantısını , ne de bu yaşantıyı
meydana getiren ideolojik, tarihsel, coğrafi, demografik özelliklerini
anlama yönünde bir biraradalık, bir çaba, mevcuttur! Böyle
olunca, bölgedeki sanatsal perspektif bizden daha büyüklerin o bölge
ile ilgili geçmiş deneyimlerine ve ‘merkez insiyatifinin onayına’
bırakılmıştır. Ve bu onayda bölgeyi anlama girişimi, saydığımız
özellikler bağlamında namevcuttur. Çünkü Devlet Tiyatroları
merkezi,teoride, bölgelerini kendinden farklı görmemektedir!
2- Böylece öncelikle Devlet Tiyatroları’nın bölgesi olması açısından
kendisiyle, daha sonra sayılan nosyonları açısından yaşadığı
bölgesiyle organik bir bağ kuramamış olan Bölge Sanatçıları’nın ve
yönetiminin; Sanat Perspektifi olarak anılan düşüncesinin vücut
bulduğu alan olarak repertuar yapımına değinebiliriz. Her ne kadar
Devlet Tiyatroları’nın repertuar belirlemeye ilişkin bir yazılı
yönergesi, kuralları, kıstasları olmasa da , yöntem basittir ve ayrım
nettir:
Klasik oyunlar,çağdaş oyunlar,yerli oyunlar,yabancı oyunlar.Bu
Kategoriler, dışarıdan bakıldığında bir fikir bildiriyor olabilir ancak
Sanat Perspektifi diyerek andığımız olgu, sanırım bundan daha farklı
bir bakış istemektedir bizlerden. Seçim aşamasında oyun; bir oyun
olarak değil, bir ideoloji, felsefe, dünya görüşü olarak vardır ve
sınıflandırma yapılacaksa bu göstergeleriyle anlaşılmaya ve
anlatılmaya çalışılmalıdır! Örnek olması açısından; bölgemizde kadın
oyunları deyiminden, içinde kadın sanatçıların sayıca bol olduğu
oyunlar anlaşılır,absürd ve avant-gard oyunlar tiyatronun
profesyonel yapıda olduğu ileri sürülerek kabul görmez!
3- Genel anlamıyla Devlet Tiyatroları’nda var bulunmayan özeleştiri
Mekanizması, Bölgeler’de daha fazla yoktur. Sergilenen oyunlara ilşkin
Düşünceler, susarak ve beğenerek dile getirilir! Eleştiri safhası da
yine mevcut geleneksel anlayışta olduğu gibi yoktur. Bölge, merkeze
turne yapmışsa orada değerlendirmeye tabi tutulabilir ya da
tutulmayabilir. Kısaca üretimin niteliğine ilişkin fikir sahibi olunup
olunmaması önem arz etmemektedir!
4- Repertuara alınan oyunları kimlerin sahneleyeceğine ilişkin
seçimler de yine Sanat Perspektifi anlayışında bulunması gereken
şartlardandır. Devlet Tiyatroları merkezi bu konuda bize yardımcı
olabilir.Rejisör kadrosunda bulunan sanatçıların sayın İskender
Altın'ın deyimiyle, ‘hangilerinin doğru hangilerinin yanlış yönetmen
olduğu değerlendirmelerine’ göre, bölgelere tavsiyede bulunulması
Bölge Sanatını besleyecek bir unsur olabilir.
Nihayetinde
Bölgelere ilişkin bir değerlendirme yapacak olurken, Bölge
Tiyatroları’nın sorunlarının Devlet Tiyatroları’nın sorunlarıyla
‘birlikte’ düşünülmesi gerekliliğinin;
Genel olarak Devlet Tiyatroları’nın, özelde Bölge Tiyatroları’nın
‘demokratik’ bir yapılanmaya ihtiyacı olduğunun;
Genel olarak Devlet Tiyatroları’nın konumuz olan Sanat Perspektifi’nden
ne anladığını çalışanlarına açıklaması, anlatması gerekliliğinin (kurum
içi eğitim bağlamında)
Sanat Perspektifi olgusunun, bölgelerde, merkezde taşıdığı anlamdan
‘farklılık’ gösterebileceği gerçekliğinin;
Bölge Tiyatroları çalışanlarının bu ülkenin geleceğinin sanatçıları
olacağının ve bugünkü anlayışın ‘yarını kurgulamaya’ dönük bir yapıda
olması gerekliliğinin, farkında olunması gerekir.
Diğer bölgelerden arkadaşların da konuyla alakadar olacaklarını
düşünüyor,sayın İskender Altın'a tekrar teşekkür ediyor ve
saygılarımı sunuyorum.
MESUT YÜCE
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)