15-Haziran-2006
Tiyatro Eleştirmenliğinin Dinamikleri Ve İdeolojisine Bir Bakış– Üstün Akmen Örneği
Tekst dramaturgisi, yönetmenin bu dramaturgiyi nasıl algıladığı ve yorumladığı, sahneye nasıl taşıdığı,oyun içeriğini gösterge düzeyine nasıl ve ne biçimde çıkardığı, oyunculuk tasarımı,oyunculuklar, ışık, müzik ve dekor tasarımları…
Tiyatro sanatının eleştirisiyle ilgilenen insanların, üzerinde yürümeye çalışacakları temel dinamikler bunlardır. Bu yol, sanatsal süreçlerin temellerinin anlaşılması ve anlatılabilmesi açısından zaruridir. Bu çerçevenin dışında kalan tüm düşüncelerin, görüşlerin, sübjektif olmak, keyfi olmak, yanlı ve yanlış olmak hatalarına düşmeleri kaçınılmazdır! Bu ise, tiyatro bilincinin, bir bilimsel ve sanatsal süreç olarak olgunlaşmamış ortamında, birbirimizin sanatsal ürünleri hakkında yorum yaparken, kişisel hırslara, kırgınlıklara, hasetlere yol açacak düşünüşler içinde bulunmamızı maalesef kaçınılmaz kılacaktır.
Bu doğrultuda sayın Akmen’in rejisini yaptığım ,Trabzon Şehir Tiyatrosu’nun Barut Fıçısı adlı oyunu ile ilgili ,söz ettiği, eleştiri potansiyeli taşıyan ve fakat henüz eleştiri düzeyine ulaşamamış düşüncelerine yönelik,bir takım açıklamalarda bulunmak gereğini duyuyorum.Bu gereklilik hem bizatihi oyuna ilişkin eleştirmen bakışının eleştirisini içerecek ve bu yolla genel manada eleştiri kurumuna yönelik nosyonlar barındıracak.Umarım yerli yerinde anlaşılır.
Öncelikle sayın Akmen’in oyunla ilgili eleştirisini eş zamanlı bir değerlendirmeye tabi tutacağım.
Yergi değil , yerginin temellendirilmesi eleştiride ustalığı gösterir.
W. HİNDERER
Oyunu sahneye Trabzon Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Mesut Yüce koymuş.Koyarken ne yalan söyleyeyim,metindeki karakterlerin sürekli gerginliğini,yıllardır dostluk içinde yaşamış o gergin insanları; her an karşı karşıya gelmeye hazır dostlukların altını yeterince çizememiş…
Oyun eleştirisi, bir yargı (yergi) cümlesiyle başlıyor. Şimdi bu yargı’yı sübjektiflikten kurtaracak,ona nesnel bir zemin kazandıracak olan dizilim şöyle olmalıdır. Eleştiri için oyunun ,metin karşılığı (metnin konusu) anlatılacak, söylemi (teması) bildirilecek ve oyun metninin , rol kişilerinin ,hem kendileriyle ve hem de birbirleriyle olan ilişkileri ‘ kavramsal’ düzeyde tespit edilecek.( Gergin insan tanımı ,bilimsel bir tanım değildir.) ve sonra da yönetmenin bu olguyu sahneye nasıl taşıdığı(yorum) anlatılacak ve bunun üzerine eleştiri cümlesi kurulacak..
Hiç bir eleştirmenin kaçırmaması gereken noktadır.Oyuna ilişkin olumluluk ya da olumsuzluklardan bahsederken,onların sebeplerini bilimsel,disipliner bir zeminde anlatacaksınız ki ,biz de eleştirinizin mahiyetini,eleştiri kurallarına uygunluğunu anlayabilelim.Eleştirmenliğin dayandığı asal noktayı saklayıp,bir imtiyazınızın! (yorum özgürlüğü) olduğunu düşünüp buna göre, daha baştan hüküm vermek, yargı bildirmek, doğru değildir.
Yugoslavyanın acı gerçeğini,toplumun ruhsal ve psikolojik çöküşünü,Hitlerden sonra Avrupadaki bu en iğrenç savaşın nedenlerini slayt gösterisi aracılığıyla vermeyi yeğlemiş.
Slayt’ın oyun içindeki konumu bu anlatımı kapsayan ve önemlisi onu aşan bir mahiyettedir.( Bunu oyunun yönetmeni olarak benim vurguluyor olmam ,benim değil eleştirmenin ayıbı olarak anlaşılmalıdır.) Bu slayt-oyun diyalektiğinin ve onun mahiyetinin idrakinde olmayan,slayt’ı, sanki oyunun başında gösterilen ve biten bir reklam sunumu olarak gören eleştirmen,derinliksiz algısını ‘ acı gerçek,iğrenç savaş’ gibi tanımlarla toplumsallaştırmaya çalışıyor.( Bu konuya son bölümde değineceğim.)
Slayt’lar tabloların başlangıcında ,tablo aralarında ve tabloların sonunda dahi kullanılıyor. Slaytlarda kullanılan dil ve anlatım, Yugoslavya örneğini kendine konu edinen ve fakat bu örnekten yola çıkarak evrensel bir siyasal -sosyal düzlemin eleştirisini yapan,oyunun tablolarını (karakterlerini ve durumlarını) bu eleştirisine örnek gösteren ve oyunun sonunda bugünkü,Irak,Afganistan,Filistin işgallerinin de aynı zeminde olduğu sebebine ve aynı durumlara yol açacağı sonucuna varan bir politik üslupta kullanılıyor.Hasılı yukarıdaki Akmen tanımı,bu düzlemin bir küçük parçası,ve yorumun da..Ki sayın Akmen de oyunu bu küçük parçadan takip ediyor. Böyle olduğu için ne izlediği oyunun konusu hakkında bilgi veriyor ne de yoruma ilişkin bir algısı var.
Uzun slayt gösterisi tempoyu sınırlamış
Olabilir.
Hiç yoktan nedenlerle sille tokat dövüşen,birbirlerine silah çeken,sefalet ve umutsuzluktan sıyrılma uğraşındaki balkan halkına ilşkin,hafif çiklet vermeye başlayan Beşinci ya da bilemediniz altıncı. Öyküden sonra ,ilginçliğini yitiren öyküler,sahne temposu da olmayınca sıkıcılığa mahkum olmuş.
Oyunu hem izlerken ve hem de eleştirisini yaparken,andığım seviyeden bakan ,oyunda yeni bir şey göremeyen ,tüm ilgi ve algısını oyunun temposunda bulmaya çalışan eleştirmenin ,zaten yargıyla başlayan yazısı, gene içi boş yargılarla devam ediyor. Tüm bir oyun sürecini tempoya indirgemiş olduğu için, slaytlarla birlikte tabloların nasıl ele alındığının farkında olmadığı için ,öykülerde ilginçlik arıyor.Televziyondan alışık olduğumuz gibi,çok ilginç bişeyler olacak ki ilgimizi çeksin.Örneğin birinin göbeğinden kamyon geçecek, beri ki ağzından alev püskürtecek…
Şarap şişesi yerine votka
Doğru bir algı ,eleştirmen elbette bu tür ,ilgi alanı içinde bulunan hataları bizlere anlatacak.
Mesut Yüce’nin çaresizlikten başvurduğu ve oyuncuların ataletiyle daha da battallaşan oyunda zorunlu olarak uyguladığı black out larla…
Reji’de black out , tabloid yapıya uygun ,belge sunumuna dayalı ,olgu- olay diyalektiği içinde , oyun konsepti ve tasarımına uygun olarak kullanılmıştır.
Bir oyun eleştirisinde ,içeriği ve buna bağlı olarak biçemi anlayamayan eleştirmenin başvurduğu kestirmeci yollardan biri.Yönetmenle bir çaresizlik paylaşıyormuşçasına,sanki onu anlıyormuş da ,napsınmışçasına,oyunculara yada oyuna kara çalıcı yargılarda bulunamazsınız. Bir hata varsa bunu en açık dille ,ortaya koyacaksınız.Eleştiriyi onun sorumlusu kişiye yapacaksınız,havaya değil.Çaresizlik ne demek ?
Tablo bitiyor oyuncu bekliyor,tablo başlıyor oyuncu gene bekliyor…
Bunu da ciddi bir hata olarak ele alıyorum.Oyuna yönelik bir tamalgı oluşturamayan eleştirmen ,bu tür noktaları haddinden fazla abartıyor ve bunu bir alay malzemesi niteliğine büründürüyor.
Oyunculuklara gelecek yıl oyunlarını izleme olanağı bulursam dokunurum…
Hangi oyunu izlediyseniz o oyunun oyunculuk eleştirisini yazacaksınız.
Bir eleştirmenin kaçınması gereken, en önemli nokta. Ahkam kesmek için elinde yeterli veri yok,içerik bilgisi yok ,biçem bilgisi yok ama haddini aşmak için dalalet var. Bu ,hamasete ve kırgınlıklara yol açacak nitelikte abesle iştigal..Hocalık yapmaya kalkmayacaksınız.Böyle bir kalkışmanız olacaksa da bunu,andığım o bilimsel zemin üzerinde ,nesnel, objektif kalarak, hak edeceksiniz.
Akmen eleştirisi oyunun müzik,ışık,dekor tasarımlarına ilişkin bir bakışı da içermiyor…
Sanıyorum bu kadarı yeterli.Şimdi buraya kadar ki noktaları tekrar gözden geçirecek olursak,
Tekst dramaturgisi, yönetmenin bu dramaturgiyi nasıl algıladığı ve yorumladığı,sahneye nasıl taşıdığı,oyun içeriğini gösterge düzeyine nasıl ve ne biçimde çıkardığı,oyunculuk tasarımı,oyunculuklar,ışık,müzik ve dekor tasarımlarının …bir eleştirmenin üzerinde yürümesi gereken zaruri yollar olduğu sanıyorum anlaşılıyordur.Akmen’in yazısı bu konulara değiniyormuş gibi yapıyor fakat , değinemiyor.Üstün körü,özensiz,kestirmeci ve eleştirmen olarak uyması gereken kurallara uymuyor.
Tiyatro Eleştirmenliğinde İdeoljik Karakter
Ülkemizde kültürel –sanatsal alanda ve özel olarak tiyatro alanında hem ödenekli sanat kurumları ve hem de özel ,amatör tiyatrolar düzeyinde , kalite, nitelik,vasıf gibi kavramlardan gittikçe uzaklaşmaya başladığımız bu dönemlerde,tiyatro eleştirisinin payı tahminlerden daha büyüktür.Bir sanatsal değer, hem özeleştiri ve eleştiri düzeylerinden uzakta tutulduğunda ,ya da eleştiri kendi,zorunlu dinamiklerini taşımadığında ,ürettiğimiz sanat da piyasaya ve onun içi boş değer yargılarına teslim olmakla karşı karşıya kalıyor. Orijinal bir tiyatro estetiği üretememiş ülkemiz sanatı, egemen batı kültürü ve sanatını taklit ettiği gibi, maalesef tiyatro eleştirisi de yine küresel sistemin değer yargılarını taklit ve takip etmekten öteye gidemeyen ve maalesef çoğu zaman, bunu da başaramayan bir kimlik içinde kalıyor.
Bu kimlik karmaşası dünyanın da içinde bulunduğu felsefi,siyasal,kültürel (postmodernist) karmaşaların bir tezahürü olarak var.Şimdi yine bir tiyatro oyunu ve onun,Üstün Akmen tarafından yapılan eleştirisi! üzerinden, eleştirmenlik ve onun ideolojik karakteri hakkında örnek vermeye çalışacağım.
Bilindiği üzere sayın Akmen sosyalist bir gazete olan Evrensel ‘de yazıyor. Buradan şu sonuca ulaşmak sanıyorum yanlış olmayacaktır.Sayın Akmen sosyalist dünya görüşünü hem siyasi ve hem de kültürel ,sanatsal olarak kendisine yol seçmiş bulunuyor.Eğer bu vargımız doğru ise ,siyasi alandaki sosyalist görüşlerinin ,kültürel ve sanatsal alanda da mevcut ,baki olması gerekmez mi? Sanıyorum öyle olması gerekir.Sosyalist bir siyasal, sosyal algı doğal olarak ,kültüre ve sanata da aynı zeminden bakmayı gerektiren bir ciddiyet ve zorunluluk taşımalıdır.Bu zorunluluk elbette kendi dünya görüşünün eleştirisini de içerecektir ve fakat zemin değişmez,bu minvalde kendisini konuk ettiğimiz Karadeniz Tiyatro Festivalindeki oyunlara yaptığı yorumlar örnek olacak düzeyde!.En çarpıcı örneği vereceğim.
Çin Sanghay Dramatik Sanatlar Merkezi tarafından festivalimize konuk olan’ Köpeğin Yüzü ‘adlı oyundan ve sayın Akmen’in bu oyunu algılamasından kısaca söz edeceğim;
Oyunu burada anlatmayacağım, fakat konumuzla ilgili olduğu için oyundan örneklerle yetineceğim.Başlangıçta hepimizin Tom ve Jerry’ nin hikayeleri olarak bildiğimiz çizgi filmlere atıfta bulunan Çinli oyuncular,buradan yola çıkarak, köpeklerin tavşan yakalama uğraşı gibi çizgi film animasyonlarından faydalanan bir yolla hikayelerine başlıyorlar,oyun gittikçe bu köpeklerin sahipleriyle olan ilişkisini anlatmaya yöneliyor,köpekler getirdikleri her büyük av karşılığı daha az kemikle ödüllendiriliyor!( çok emek ,az ücret) ve yine buradan gittikçe insanlaşan köpekler , sosyal koşulları , yol ,ulaşım sıkıntıları,iş ortamlarında yaşadıkları yoğunluk,çalışma saati ve yoğunluğu bağlamında tasvir ediliyor. Tüm bu yaşantısal sıkıntılarla patron karşısına çıkan (köpek) insanlar( teknolojik işçiler), patrondan emekleri karşılığı yine kemik! alıyorlar.Çinli oyuncular bu kartondan yapılma kemikleri ortadan ikiye ayırdıklarında karşımıza ne çıkıyor tahmin edin.Kemiklerde, Türkçe, sosyal güvenlik ,işsizlik,düşük ücret gibi acaip ! şeyler yazıyor. Tüm salon bu ve buna benzer tüm göstergeleri öylesine sıcak karşıladı ki, alkışlar koptu.Neyse politika yapmayalım değil mi ?!
Çin Sanghay Dramatik Sanatlar Merkezi nin oyununa yönelik Üstün Akmen eleştirisi ,oyunu festivalin en çağdaş oyunu olarak yorumlayan,yabancı konuklar tarafından okunsaydı acaba nasıl karşılanırdı? Şimdi örnek olması açısından Oyunla ilgili Üstün Akmen yorumunu buraya aktarıyorum
Çinlilerde Umduğumu bulamadım
Festivalin son iki gecesinden birinde izlediğimiz Şangay Dramatik Sanatlar Merkezi doğrusu bende ciddi anlamda hayak kırıklığı yarattı.Yönetmen He Nian, Nick Yu nun yazdığı,Köpeğin Yüzü ‘ nü büyük ölçüde simgelere başvuarak ve ezgi,sözsüz oyun sanatlarından yararlanarak sahnelemeye çalışmıştı,ama bu çalışmaya kimse tiyatro diyemezdi.Nian’ın çalışmasında sessiz sinemadaki içerik ile oyuncuların kinestetik performansları arasındaki bire bir ilşki bile tutmamıştı.Karakterlerin fazla kaçan fiziksel ifadeleri,belirgin hareket motifleri,bu çocuk oyunu niteliğindeki çalışmaya tüy dikti.Alkışlarken bunları yazabilmek için içimin içine sığmadığını duyumsadım..
Üstün Akmen ne oyunun konusundan,ne bu konunun nasıl anlatıldığından ne de oyunun politik tutumundan haberdar.
Burada sorun ne olabilir? Bir eleştirmen üzerinde bulunduğu,dayandığı eleştiri disiplininden bu kadar uzaklaşabilir mi? Bir oyun tüm içeriğinden ,konusundan,temasından,yönetmenin yaptığı yorumdan,ışık tasarımından,dekor tasarımından,müzik tasarımından bu kadar keyfice , ayrı tutulabilir mi? .
Maalesef içinde bulunduğumuz egemen siyasal süreçler,egemen bir sanatsal formasyona bizleri tabi kılıyor ve tabi eleştirmenlerimizi de .Bir sosyalist gazete yazarı , andığım oyunun ne anlattığından bihaber olduğu için ,okuyucusu da bihaber. Bu oyunu izlememiş olsaydım bu eleştiriden bir sonuç çıkaracağımı sanmıyorum. Oyunun estetik değerlerinin böylesine disiplinden yoksun ve keyfice değerlendirilişinin yanı sıra ,oyunun içerdiği toplumsal sosyal değerlerin ve muhalefetinin de böylesine bir kayıtsızlıkla karşılanışı , yok sayılışı, birlikte düşünülmesi gereken ( eleştiride ideolojik tutum),çok önemli sonuçlar doğurduğunu sandığım bir mahiyet taşıyor.
Şu kadarını söyleyeyim,sosyal toplumsal düşünüşlerimizi,kültürel-sanatsal üretimin dışında ve bunlardan bağımsız düşünmek çabası bizi bir yere götüremez, ancak bizi işimize yabancılaştırır.
Bu yabancılaşmadan tiyatro sanatıyla ilgili her tür kategorinin korunabilmesi
için,sayın Akmen’in yazarlığını yaptığı gazetenin, üzerinde durduğu değerlerle birlikte düşünmek zorundayız,,,
Evrensel değerlerle …
Mesut Yüce
Trabzon Devlet Tiyatrosu Sanatçısı
TŞT Genel Sanat Yönetmeni