TİYATRO VE ÖTESİ

TİYATRO VE ÖTESİ
Modern insan geleneksel kurumları yıkmayı değil, onları daha sağlam ve daha az çelişkili temeller üzerine yeniden kurmayı arzular.Friedrich Hebbel-Werke

3 Nisan 2005 Pazar

Bölge Tiyatroları'nda Sanatsal Perspektif Üzerine

03-Nisan-2005






















Öncelikle sayın İskender Altın'a, Bölge Tiyatroları’nı konuşma (

yazışma ) konusu yaptığı için teşekkür etmek istiyorum. Bilindiği

üzere Devlet Tiyatroları mevzubahis olduğunda bölgeler dikkate şayan

bir görüntü sergilemiyorlar ya da bölgede görev yaptığımız için

bizlere öyle geliyor ! Devlet Tiyatroları bütününün parçalarını teşkil

etmekte olan Bölge Tiyatroları hakkında, sayın İskender Altın'ın

değindiği konuları da kapsayacak şekilde kısaca görüşlerimi sunmak

isterim.



Her ne kadar yeni yasayla ilgili düzenlemelerin gündemde

oluşu meseleyi zamanlama açısından çok cazip kılmıyor olsa da, bölge

mensuplarının kendileriyle alakalı ve keza kendileri olan konuya

duyarsız kalmamaları gerekir.





Bölge Tiyatroları’nda Sanatsal Perspektif





Bir yapının, özel anlamıyla bir kurumun yönetsel

kategorisiyle(örn;dt yöneticiliği,müdürlük )yönetsel olmayan(

yönetici olmayan sanatçı) kategorisi birbirine eş tutulamaz,

tutulmamalıdır. Lakin yapı, kendisini belirleyen,kendisine yön

veren,yöneten süreçleriyle işlerlik kazanır. Devlet Tiyatroları

örneğinde, başta Genel Müdürlük olmak üzere, bölgelerde yöneticilik

yapan sanatçılar genel anlamıyla Devlet Tiyatrolarının ve

bölgelerinin sanat perspektifini kurgulamalarından, oluşturmalarından

ve sürdürmelerinden sorumludurlar! Herhangi bir yanlış anlamaya yer

olmayacak şekilde ve tereddütsüz bu sorunun ilk ve en önemli muhatabı

bölgelerde ‘yöneticilik yapan’ sanatçılardır. Velhasıl konunun sayın

İskender Altın'ın yazısında pek net görünmeyen öznesini belirlemiş

bulunuyoruz. Bu nokta itibariyle yazıya konu olan '' bölgelerde

sanat perspektifi nasıl olmalı ?'' sorusunu( eğer kendilerine bu

soruyu muhatap alıyorlarsa) cevaplayacak olan sevgili

arkadaşlarımız,ağabeylerimiz,büyüklerimiz olan yönetici sanatçılardır.



Şimdi bölge çalışanları olarak üzerimizden sanat perspektifi

yapmamış olmaktan kaynaklanan suçluluk duygularından kurtulabilir (!)

konuya giriş yapabiliriz.





Tiyatro okullarından karşılıklı yardımlaşma, paylaşma, anlaşma gibi yaşantısal değerlerle mezun olan sanatçılar, profesyonel çalışma şartlarının zorlu ve bireye dönük formasyonu dolayısıyla okullarında öğrendikleri ve yaşantıladıkları

bu değerleri reel hayata adapte etmekte zorlanmaktadırlar zira

içinde bulundukları yapı( işlerini yaparken değil belki(sahne) ama

yapacakları işin ne olduğuna,nasıl olması gerektiğine karar veren

süreçlerle iletişimlerinde) zaten onlardan böyle bir yaklaşım

beklememektedir. Sözünü ettiğimiz okul değerlerinin kabaca

siyasetbilimdeki karşılığı demokrasi diye bildiğimiz anlayıştır.



Bugünkü haliyle yönetim biçimi açısından DT'nin demokrasiyle

yönetilmediği herkesin malumudur! Böyle bir yapıda sanatçıların hele

bölgelerde yaşayanlarının ( Bölge deyimini, ekonomik,siyasi,kültürel

açıdan ‘gelişmemiş’ yerler olarak okuyunuz ) kendilerini ve sanatlarını

geliştirebilmek için ne yapmaları gerektiği, bölge sanatçıları için de

bir merak konusudur. Bu noktaya ilişkin sayın İskender Altın'ın

önerdiği aktivasyonlar elbette önemlidir.(İstanbul’a gitme,seminerlere

katılma,burs isteme) Ancak konumuzun ana fikrini kaybetmemek açısından

bu önerileri ‘ikincil değerler’ olarak kabul etmek

durumundayız. Bölgelerde sanat perspektifi yaratmada,oluşturmada

yönetici olmayan sanatçılar ne yapmalıdırlar ?





Anlaşılacağı üzere amaç, bölge tiyatrolarında bir benlik

duygusu, düşüncesi yaratmak olmalıdır.Bunun da önkoşulu bölge

çalışanlarının kendilerini yönetebilmelerinin yolunu açmaktır. Onlara

bu sorumluluğu tanımaktır. Nedir bu sorumluluğun koşulları; ilkin Bölge

Tiyatroları’nın yöneticilerinin seçilmeleri gerekir. Bu seçme seçilme

işi tek boyutlu görülmemeli yönetim, sadece Genel Müdürlük’te olduğu

gibi müdür,m.yrd,ve önemlisi sanat yönetim kurulu şeklinde

oluşturulmalıdır. Bu tür bir yapılanma olmadan,bölge çalışanlarına

kendilerini yönetebilme, denetleyebilme imkanı ve sorumluluğu

tanınmadan ve bölge çalışanları için de, bu sorumluluk

alınmadan, sorumluluk paylaşılmadan ve bu sorumluluk yönetilmeden

bölgelerde iddia, amaç, hedef gibi kavramlardan

söz edilemez,söz edilmemelidir !





Böyle bir düzenleme sonucunda bölgede görev yapan sanatçılara

sanat anlayışlarının ne olduğu sorusu sorulabilir, öneriler

sunulabilir, daha önce bölgelerde görev yapmış ya da yapmakta olan

büyüklerimiz tavsiyelerde bulunabilir, yön gösterebilir. Şu an ki

haliyle bölgelerde görev yapan sanatçılara bu tür sorular sorulurken

dikkat edilmelidir. Az önce değindiğim profesyonel hayat görüşü ve

bölgede yaşıyor olmak gerçekliği bu soruları kişiler bağlamında belki

meşru kılabilir fakat bir üstkimlik tanımlamasıyla, bölge sanatçıları

olmalarıyla yüklenecekleri bir ağırlık değildir. Asıl manada

eyyamcılık kendini bu şekilde göstermektedir, varbulunmayan bir

iymserlik, yardımseverlik, paylaşımseverlik ortamını varsayıp, bunun

üzerine; (bölgede görev yapan sanatçı yetkisiz,görevsiz ve

sorumsuz ,yöneticileri karşısında etkisiz ,nötralize edilmiş,yalnızca

memurin kanununa göre hareket ettirilen bir kişilik formuna

uydurulmuş olmasına rağmen) ‘e hadi niye bişeyler yapmıyorsunuz ?

yahut,şartlar böyle olabilir önemli olan kendinizi gheliştirmenizdir ‘

deyip bir hayal dünyasına gark ettirmek bölge çalışanına ulaşacak bir

mesaj değildir! Lakin bölgelerin merkeze olan uzaklığı kilometreleri

bulmaktadır. Bölgeler üzerine yapılacak herhangi bir konuşmanın

içeriği varsayımların ötesinde rasyonel olmak zorundadır. Eğer

Devlet Tiyatroları’nın bu ülkenin sanat gündemini belirleyen bir kurum

olduğu savunuluyorsa, kurumun bölgelerde görev yapan genç

çalışanlarına özen gösterilmelidir, onlara yol göstericiliği yapacak

insanların bu sorumluluk ve bilinçle hareket etmeleri gerekir. Ve bu

bilinç, meseleye, bireyleri ( sanatçıları ) deyimi mazur görün, gaza

getirmeye çabalamakla değil , onların içinde bulundukları sistemi,bu

sistemin koşullarını ve bu koşulların işler olup olmadığını

sorgulamakla mümkündür!



Sanat Perspektifi denilen şeyden ne anlıyoruz?



Herkesin malumu olduğu üzere üniversitelerin tiyatro bölümlerinde

Sanat Perspektifi nasıl oluşur? Bir sanat perspektifi oluştururken

nelere dikkat etmeliyiz? gibi sorulara yanıt olacak dersler

okutulmamaktadır.Keza okulunu bitirip Devlet Tiyatroları ailesine

katılan birinin sanat perspektifi ile ilgili bilgilendirilmesini

Devlet Tiyatroları kendine görev edinmemiştir. Bir zamanlar

yapılageldiği söylenilen çarşamba toplantılarının, kurum içi eğitim

faaliyetlerinin artık söz konusu edilmediği düşünülürse, Bölge

Tiyatroları’nda görev yapan sanatçılar bu lanet perspektifi nereden

öğrenecektir ? İlkin, İskender Altın'ın belirttiği üzere kişisel ilgi

alanlarımızı artırarak,çeşitli burs olanaklarını

kullanarak.İkincileyin ise ve çok büyük bir oranda geleneksel

yöntemimize sadık kalarak! Zanaatçıların en önemli öğrenme metodunu

uygulayarak,söz dinleyerek,nasihat

dinleyerek , benzeterek,öykünerek! Bu öğrenme metoduna göre,sanat

perspektifi; yapılagelendir.Olagelendir,zaten yapılmaktadır.Üzerine

düşünülmesine gerek yoktur.



1- Bölgelerde, yukarıda anlatıldığı şekliyle yönetsel yapılanma diye

bir olgu bulunmadığı için, ne bölge yaşantısını , ne de bu yaşantıyı

meydana getiren ideolojik, tarihsel, coğrafi, demografik özelliklerini

anlama yönünde bir biraradalık, bir çaba, mevcuttur! Böyle

olunca, bölgedeki sanatsal perspektif bizden daha büyüklerin o bölge

ile ilgili geçmiş deneyimlerine ve ‘merkez insiyatifinin onayına’

bırakılmıştır. Ve bu onayda bölgeyi anlama girişimi, saydığımız

özellikler bağlamında namevcuttur. Çünkü Devlet Tiyatroları

merkezi,teoride, bölgelerini kendinden farklı görmemektedir!



2- Böylece öncelikle Devlet Tiyatroları’nın bölgesi olması açısından

kendisiyle, daha sonra sayılan nosyonları açısından yaşadığı

bölgesiyle organik bir bağ kuramamış olan Bölge Sanatçıları’nın ve

yönetiminin; Sanat Perspektifi olarak anılan düşüncesinin vücut

bulduğu alan olarak repertuar yapımına değinebiliriz. Her ne kadar

Devlet Tiyatroları’nın repertuar belirlemeye ilişkin bir yazılı

yönergesi, kuralları, kıstasları olmasa da , yöntem basittir ve ayrım

nettir:



Klasik oyunlar,çağdaş oyunlar,yerli oyunlar,yabancı oyunlar.Bu

Kategoriler, dışarıdan bakıldığında bir fikir bildiriyor olabilir ancak

Sanat Perspektifi diyerek andığımız olgu, sanırım bundan daha farklı

bir bakış istemektedir bizlerden. Seçim aşamasında oyun; bir oyun

olarak değil, bir ideoloji, felsefe, dünya görüşü olarak vardır ve

sınıflandırma yapılacaksa bu göstergeleriyle anlaşılmaya ve

anlatılmaya çalışılmalıdır! Örnek olması açısından; bölgemizde kadın

oyunları deyiminden, içinde kadın sanatçıların sayıca bol olduğu

oyunlar anlaşılır,absürd ve avant-gard oyunlar tiyatronun

profesyonel yapıda olduğu ileri sürülerek kabul görmez!



3- Genel anlamıyla Devlet Tiyatroları’nda var bulunmayan özeleştiri

Mekanizması, Bölgeler’de daha fazla yoktur. Sergilenen oyunlara ilşkin

Düşünceler, susarak ve beğenerek dile getirilir! Eleştiri safhası da

yine mevcut geleneksel anlayışta olduğu gibi yoktur. Bölge, merkeze

turne yapmışsa orada değerlendirmeye tabi tutulabilir ya da

tutulmayabilir. Kısaca üretimin niteliğine ilişkin fikir sahibi olunup

olunmaması önem arz etmemektedir!



4- Repertuara alınan oyunları kimlerin sahneleyeceğine ilişkin

seçimler de yine Sanat Perspektifi anlayışında bulunması gereken

şartlardandır. Devlet Tiyatroları merkezi bu konuda bize yardımcı

olabilir.Rejisör kadrosunda bulunan sanatçıların sayın İskender

Altın'ın deyimiyle, ‘hangilerinin doğru hangilerinin yanlış yönetmen

olduğu değerlendirmelerine’ göre, bölgelere tavsiyede bulunulması

Bölge Sanatını besleyecek bir unsur olabilir.



Nihayetinde



Bölgelere ilişkin bir değerlendirme yapacak olurken, Bölge

Tiyatroları’nın sorunlarının Devlet Tiyatroları’nın sorunlarıyla

‘birlikte’ düşünülmesi gerekliliğinin;

Genel olarak Devlet Tiyatroları’nın, özelde Bölge Tiyatroları’nın

‘demokratik’ bir yapılanmaya ihtiyacı olduğunun;

Genel olarak Devlet Tiyatroları’nın konumuz olan Sanat Perspektifi’nden

ne anladığını çalışanlarına açıklaması, anlatması gerekliliğinin (kurum

içi eğitim bağlamında)

Sanat Perspektifi olgusunun, bölgelerde, merkezde taşıdığı anlamdan

‘farklılık’ gösterebileceği gerçekliğinin;

Bölge Tiyatroları çalışanlarının bu ülkenin geleceğinin sanatçıları

olacağının ve bugünkü anlayışın ‘yarını kurgulamaya’ dönük bir yapıda

olması gerekliliğinin, farkında olunması gerekir.



Diğer bölgelerden arkadaşların da konuyla alakadar olacaklarını

düşünüyor,sayın İskender Altın'a tekrar teşekkür ediyor ve

saygılarımı sunuyorum.



















MESUT YÜCE