03-Nisan-2005
Öncelikle sayın İskender Altın'a, Bölge Tiyatroları’nı konuşma (
yazışma ) konusu yaptığı için teşekkür etmek istiyorum. Bilindiği
üzere Devlet Tiyatroları mevzubahis olduğunda bölgeler dikkate şayan
bir görüntü sergilemiyorlar ya da bölgede görev yaptığımız için
bizlere öyle geliyor ! Devlet Tiyatroları bütününün parçalarını teşkil
etmekte olan Bölge Tiyatroları hakkında, sayın İskender Altın'ın
değindiği konuları da kapsayacak şekilde kısaca görüşlerimi sunmak
isterim.
Her ne kadar yeni yasayla ilgili düzenlemelerin gündemde
oluşu meseleyi zamanlama açısından çok cazip kılmıyor olsa da, bölge
mensuplarının kendileriyle alakalı ve keza kendileri olan konuya
duyarsız kalmamaları gerekir.
Bölge Tiyatroları’nda Sanatsal Perspektif
Bir yapının, özel anlamıyla bir kurumun yönetsel
kategorisiyle(örn;dt yöneticiliği,müdürlük )yönetsel olmayan(
yönetici olmayan sanatçı) kategorisi birbirine eş tutulamaz,
tutulmamalıdır. Lakin yapı, kendisini belirleyen,kendisine yön
veren,yöneten süreçleriyle işlerlik kazanır. Devlet Tiyatroları
örneğinde, başta Genel Müdürlük olmak üzere, bölgelerde yöneticilik
yapan sanatçılar genel anlamıyla Devlet Tiyatrolarının ve
bölgelerinin sanat perspektifini kurgulamalarından, oluşturmalarından
ve sürdürmelerinden sorumludurlar! Herhangi bir yanlış anlamaya yer
olmayacak şekilde ve tereddütsüz bu sorunun ilk ve en önemli muhatabı
bölgelerde ‘yöneticilik yapan’ sanatçılardır. Velhasıl konunun sayın
İskender Altın'ın yazısında pek net görünmeyen öznesini belirlemiş
bulunuyoruz. Bu nokta itibariyle yazıya konu olan '' bölgelerde
sanat perspektifi nasıl olmalı ?'' sorusunu( eğer kendilerine bu
soruyu muhatap alıyorlarsa) cevaplayacak olan sevgili
arkadaşlarımız,ağabeylerimiz,büyüklerimiz olan yönetici sanatçılardır.
Şimdi bölge çalışanları olarak üzerimizden sanat perspektifi
yapmamış olmaktan kaynaklanan suçluluk duygularından kurtulabilir (!)
konuya giriş yapabiliriz.
Tiyatro okullarından karşılıklı yardımlaşma, paylaşma, anlaşma gibi yaşantısal değerlerle mezun olan sanatçılar, profesyonel çalışma şartlarının zorlu ve bireye dönük formasyonu dolayısıyla okullarında öğrendikleri ve yaşantıladıkları
bu değerleri reel hayata adapte etmekte zorlanmaktadırlar zira
içinde bulundukları yapı( işlerini yaparken değil belki(sahne) ama
yapacakları işin ne olduğuna,nasıl olması gerektiğine karar veren
süreçlerle iletişimlerinde) zaten onlardan böyle bir yaklaşım
beklememektedir. Sözünü ettiğimiz okul değerlerinin kabaca
siyasetbilimdeki karşılığı demokrasi diye bildiğimiz anlayıştır.
Bugünkü haliyle yönetim biçimi açısından DT'nin demokrasiyle
yönetilmediği herkesin malumudur! Böyle bir yapıda sanatçıların hele
bölgelerde yaşayanlarının ( Bölge deyimini, ekonomik,siyasi,kültürel
açıdan ‘gelişmemiş’ yerler olarak okuyunuz ) kendilerini ve sanatlarını
geliştirebilmek için ne yapmaları gerektiği, bölge sanatçıları için de
bir merak konusudur. Bu noktaya ilişkin sayın İskender Altın'ın
önerdiği aktivasyonlar elbette önemlidir.(İstanbul’a gitme,seminerlere
katılma,burs isteme) Ancak konumuzun ana fikrini kaybetmemek açısından
bu önerileri ‘ikincil değerler’ olarak kabul etmek
durumundayız. Bölgelerde sanat perspektifi yaratmada,oluşturmada
yönetici olmayan sanatçılar ne yapmalıdırlar ?
Anlaşılacağı üzere amaç, bölge tiyatrolarında bir benlik
duygusu, düşüncesi yaratmak olmalıdır.Bunun da önkoşulu bölge
çalışanlarının kendilerini yönetebilmelerinin yolunu açmaktır. Onlara
bu sorumluluğu tanımaktır. Nedir bu sorumluluğun koşulları; ilkin Bölge
Tiyatroları’nın yöneticilerinin seçilmeleri gerekir. Bu seçme seçilme
işi tek boyutlu görülmemeli yönetim, sadece Genel Müdürlük’te olduğu
gibi müdür,m.yrd,ve önemlisi sanat yönetim kurulu şeklinde
oluşturulmalıdır. Bu tür bir yapılanma olmadan,bölge çalışanlarına
kendilerini yönetebilme, denetleyebilme imkanı ve sorumluluğu
tanınmadan ve bölge çalışanları için de, bu sorumluluk
alınmadan, sorumluluk paylaşılmadan ve bu sorumluluk yönetilmeden
bölgelerde iddia, amaç, hedef gibi kavramlardan
söz edilemez,söz edilmemelidir !
Böyle bir düzenleme sonucunda bölgede görev yapan sanatçılara
sanat anlayışlarının ne olduğu sorusu sorulabilir, öneriler
sunulabilir, daha önce bölgelerde görev yapmış ya da yapmakta olan
büyüklerimiz tavsiyelerde bulunabilir, yön gösterebilir. Şu an ki
haliyle bölgelerde görev yapan sanatçılara bu tür sorular sorulurken
dikkat edilmelidir. Az önce değindiğim profesyonel hayat görüşü ve
bölgede yaşıyor olmak gerçekliği bu soruları kişiler bağlamında belki
meşru kılabilir fakat bir üstkimlik tanımlamasıyla, bölge sanatçıları
olmalarıyla yüklenecekleri bir ağırlık değildir. Asıl manada
eyyamcılık kendini bu şekilde göstermektedir, varbulunmayan bir
iymserlik, yardımseverlik, paylaşımseverlik ortamını varsayıp, bunun
üzerine; (bölgede görev yapan sanatçı yetkisiz,görevsiz ve
sorumsuz ,yöneticileri karşısında etkisiz ,nötralize edilmiş,yalnızca
memurin kanununa göre hareket ettirilen bir kişilik formuna
uydurulmuş olmasına rağmen) ‘e hadi niye bişeyler yapmıyorsunuz ?
yahut,şartlar böyle olabilir önemli olan kendinizi gheliştirmenizdir ‘
deyip bir hayal dünyasına gark ettirmek bölge çalışanına ulaşacak bir
mesaj değildir! Lakin bölgelerin merkeze olan uzaklığı kilometreleri
bulmaktadır. Bölgeler üzerine yapılacak herhangi bir konuşmanın
içeriği varsayımların ötesinde rasyonel olmak zorundadır. Eğer
Devlet Tiyatroları’nın bu ülkenin sanat gündemini belirleyen bir kurum
olduğu savunuluyorsa, kurumun bölgelerde görev yapan genç
çalışanlarına özen gösterilmelidir, onlara yol göstericiliği yapacak
insanların bu sorumluluk ve bilinçle hareket etmeleri gerekir. Ve bu
bilinç, meseleye, bireyleri ( sanatçıları ) deyimi mazur görün, gaza
getirmeye çabalamakla değil , onların içinde bulundukları sistemi,bu
sistemin koşullarını ve bu koşulların işler olup olmadığını
sorgulamakla mümkündür!
Sanat Perspektifi denilen şeyden ne anlıyoruz?
Herkesin malumu olduğu üzere üniversitelerin tiyatro bölümlerinde
Sanat Perspektifi nasıl oluşur? Bir sanat perspektifi oluştururken
nelere dikkat etmeliyiz? gibi sorulara yanıt olacak dersler
okutulmamaktadır.Keza okulunu bitirip Devlet Tiyatroları ailesine
katılan birinin sanat perspektifi ile ilgili bilgilendirilmesini
Devlet Tiyatroları kendine görev edinmemiştir. Bir zamanlar
yapılageldiği söylenilen çarşamba toplantılarının, kurum içi eğitim
faaliyetlerinin artık söz konusu edilmediği düşünülürse, Bölge
Tiyatroları’nda görev yapan sanatçılar bu lanet perspektifi nereden
öğrenecektir ? İlkin, İskender Altın'ın belirttiği üzere kişisel ilgi
alanlarımızı artırarak,çeşitli burs olanaklarını
kullanarak.İkincileyin ise ve çok büyük bir oranda geleneksel
yöntemimize sadık kalarak! Zanaatçıların en önemli öğrenme metodunu
uygulayarak,söz dinleyerek,nasihat
dinleyerek , benzeterek,öykünerek! Bu öğrenme metoduna göre,sanat
perspektifi; yapılagelendir.Olagelendir,zaten yapılmaktadır.Üzerine
düşünülmesine gerek yoktur.
1- Bölgelerde, yukarıda anlatıldığı şekliyle yönetsel yapılanma diye
bir olgu bulunmadığı için, ne bölge yaşantısını , ne de bu yaşantıyı
meydana getiren ideolojik, tarihsel, coğrafi, demografik özelliklerini
anlama yönünde bir biraradalık, bir çaba, mevcuttur! Böyle
olunca, bölgedeki sanatsal perspektif bizden daha büyüklerin o bölge
ile ilgili geçmiş deneyimlerine ve ‘merkez insiyatifinin onayına’
bırakılmıştır. Ve bu onayda bölgeyi anlama girişimi, saydığımız
özellikler bağlamında namevcuttur. Çünkü Devlet Tiyatroları
merkezi,teoride, bölgelerini kendinden farklı görmemektedir!
2- Böylece öncelikle Devlet Tiyatroları’nın bölgesi olması açısından
kendisiyle, daha sonra sayılan nosyonları açısından yaşadığı
bölgesiyle organik bir bağ kuramamış olan Bölge Sanatçıları’nın ve
yönetiminin; Sanat Perspektifi olarak anılan düşüncesinin vücut
bulduğu alan olarak repertuar yapımına değinebiliriz. Her ne kadar
Devlet Tiyatroları’nın repertuar belirlemeye ilişkin bir yazılı
yönergesi, kuralları, kıstasları olmasa da , yöntem basittir ve ayrım
nettir:
Klasik oyunlar,çağdaş oyunlar,yerli oyunlar,yabancı oyunlar.Bu
Kategoriler, dışarıdan bakıldığında bir fikir bildiriyor olabilir ancak
Sanat Perspektifi diyerek andığımız olgu, sanırım bundan daha farklı
bir bakış istemektedir bizlerden. Seçim aşamasında oyun; bir oyun
olarak değil, bir ideoloji, felsefe, dünya görüşü olarak vardır ve
sınıflandırma yapılacaksa bu göstergeleriyle anlaşılmaya ve
anlatılmaya çalışılmalıdır! Örnek olması açısından; bölgemizde kadın
oyunları deyiminden, içinde kadın sanatçıların sayıca bol olduğu
oyunlar anlaşılır,absürd ve avant-gard oyunlar tiyatronun
profesyonel yapıda olduğu ileri sürülerek kabul görmez!
3- Genel anlamıyla Devlet Tiyatroları’nda var bulunmayan özeleştiri
Mekanizması, Bölgeler’de daha fazla yoktur. Sergilenen oyunlara ilşkin
Düşünceler, susarak ve beğenerek dile getirilir! Eleştiri safhası da
yine mevcut geleneksel anlayışta olduğu gibi yoktur. Bölge, merkeze
turne yapmışsa orada değerlendirmeye tabi tutulabilir ya da
tutulmayabilir. Kısaca üretimin niteliğine ilişkin fikir sahibi olunup
olunmaması önem arz etmemektedir!
4- Repertuara alınan oyunları kimlerin sahneleyeceğine ilişkin
seçimler de yine Sanat Perspektifi anlayışında bulunması gereken
şartlardandır. Devlet Tiyatroları merkezi bu konuda bize yardımcı
olabilir.Rejisör kadrosunda bulunan sanatçıların sayın İskender
Altın'ın deyimiyle, ‘hangilerinin doğru hangilerinin yanlış yönetmen
olduğu değerlendirmelerine’ göre, bölgelere tavsiyede bulunulması
Bölge Sanatını besleyecek bir unsur olabilir.
Nihayetinde
Bölgelere ilişkin bir değerlendirme yapacak olurken, Bölge
Tiyatroları’nın sorunlarının Devlet Tiyatroları’nın sorunlarıyla
‘birlikte’ düşünülmesi gerekliliğinin;
Genel olarak Devlet Tiyatroları’nın, özelde Bölge Tiyatroları’nın
‘demokratik’ bir yapılanmaya ihtiyacı olduğunun;
Genel olarak Devlet Tiyatroları’nın konumuz olan Sanat Perspektifi’nden
ne anladığını çalışanlarına açıklaması, anlatması gerekliliğinin (kurum
içi eğitim bağlamında)
Sanat Perspektifi olgusunun, bölgelerde, merkezde taşıdığı anlamdan
‘farklılık’ gösterebileceği gerçekliğinin;
Bölge Tiyatroları çalışanlarının bu ülkenin geleceğinin sanatçıları
olacağının ve bugünkü anlayışın ‘yarını kurgulamaya’ dönük bir yapıda
olması gerekliliğinin, farkında olunması gerekir.
Diğer bölgelerden arkadaşların da konuyla alakadar olacaklarını
düşünüyor,sayın İskender Altın'a tekrar teşekkür ediyor ve
saygılarımı sunuyorum.
MESUT YÜCE